17 Ocak 2021 Pazar

Chorobates

    İstanbul'a su taşıyan sistemleri incelerken çok uzak mesafelerden sadece yüzey eğimini kullanarak suların taşındığını görmüştüm.Vize su hattının uzunluğu 240 km'yi aşıyor ve bu hat üzerinden onlarca su kemeri, galeriler ve delmeler bulunuyor. Bu kadar büyük bir sistemin hesaplamalarının nasıl yapıldığını, o zamanın mimarlarının, mühendislerinin ne gibi aletlerden yararlandığını merak etmiştim. Çünkü bu çok detaylı bir hesap yeteneği gerektiriyordu. Kırkçeşme isale hattında 1 km'lik mesafeyi sadece 50 cm eğim ile inşa etmişlerdi. Modern teknolojinin olmadığı bir dönemde bu hesapların nasıl ve ne ile yapıldığını insan ister istemez merak ediyor.

    O gün için cevabını bulamadığım bu sorunun cevabını romalı yazar Vitrivius'un 'Mimarlık üzerine' isimli kitabında buldum. Vitrivius kitabında bu hesapların hangi aletlerle nasıl yapıldığını şöyle anlatıyor;

**
    Şimdi bu suların meskenlerimize, şehirlerimize taşınma işlemlerinden ve bu işlemlerin nasıl gerçekleştirilmesi gerektiğinden söz edeceğim. Bunun için ilk adım, teraziye getirme işlemidir. Teraziye getirme, ya dioptralarla, ya su terazileriyle ya da chorobateslerle yapılır. Ama chorobatesle yapılan ölçümlerde daha hassa sonuçlar alınır; çünkü dioptralar ve su terazileri şaşabilir.

Chorobates, yaklaşık yirmi ayak uzunluğunda düz bir cetveldir. Uçlarında eşit ebatta yapılmış ve cetvelin iç köşelerine dik oturtulmuş ayaklar bulunur. Cetvel ile ayaklar arasında da menteşelerle tutturulmuş çapraz kirişler vardır. Bu kirişlerin yüzeyine belirli bir hesaba uygun düşey çizgiler çizilidir ve ve cetvelin her iki tarafından bu çizgilerin hizasına dik olarak çeküller sarkar. Alet kurulup da düzgün şekilde yerleştirildiğinde, bu çeküller çizgilerle aynı şekilde ve aynı anda değerek aletin dengede olduğunu gösterir.

Ama rüzgar esip de işlemi kesintiye uğratırsa, çeküller titreşip çizgiler doğru rakamı vermezse, kalasın üst tarafına beş ayak uzunluğunda, bir parmak geniliğinde ve bir buçuk parmak derinliğinde bir oluk açın ve içine su dökün. Su, oluğun kenarlarına eşit miktarda değerse, aletin düzgün olduğu anlaşılır. Chorobates bu şekilde düzgün ayarlandığında, eğim miktarı da tespit edilebilir. 

**

Vitrivius burada teraziye getirme, terazileme ya da tesviye anlamına gelen perlibratio kelimesiyle, hassa ayarlı arazi ölçüm aletleriyle yeryüzü düzleminde farklı noktalar arsındaki yükseklik farklılıklarını tespit etme işleminden söz etmektedir. Bu işlem, önceleri sulama kanalları, daha sonraları da su kemerleri için büyük bir önem arz etmekteydi. Bu iş için Vitrivius'un önerdiği aletler, basit su terazileri (librae aquariane), dioptra (mesafe ya da açı ölçmede kullanılan, teodolite benzer bir arazi ölçüm aleti) ve chorobates adı verilen aletlerdi. Vitrivius dioptra ve diğer su terazilerinin ölçümlerine pek güvenmediği için, bu metinde chorobates adıyla anılan ve günümüzde kabarcıklı düzeç ya da terazi ruhuna benzer bir ölçüm aletinden ve bu aletin ayarının nasıl yapılması gerektiğinden bahseder. Bahsettiği bu alet, yirmi ayak uzunuluğunda, iki bacağı ve üzerinde bir su terazisi olan, ahşaptan basit bir yapıdır.





 




A depiction of Vitruvius presenting De Architectura to Augustus



Marcus Vitruvius Pollio




Devamını Oku »

28 Mart 2020 Cumartesi

Mesih Paşa ve Paleologos Hanedanı


Yakın zaman önce bir grup arkadaşla birlikte Mesih Paşa Cami'sini tekrar gezme şansını buldum. II. Beyazıd döneminde sonradan camiye çevrilen bu Roma Kilisesi hakkında daha önce bir yazı yazmıştım. Kryptası ile birlikte kilise ve rotunda üzerine inşa edilmiş sarnıç görülmeye değerdir. Bu yazımda ise kiliseyi camiye çeviren ve ismini veren Mesih paşa hakkında belki daha çok ailesi hakkında yazmak istiyorum.


Kiliseyi camiye çeviren ve ismini veren kişi aslen Rum olan Mesih Paşa (1443-1501), İstanbul fethi sonrası müslümanlaştırılmış, akabinde sarayda yetiştirilmiş ve II. Bayezıd zamanında sadrazamlık makamına kadar yükselmiş. Mesih Paşa ve kardeşi Has Murad Paşa'nın son Bizans hanedan ailesi olan Paleologos hanedanından olduğu tüm kaynaklarda ortak nokta olarak geçiyor.

Mesih Paşa ile ilgili kaynakların hemen hemen hepsinde eğer 'İstanbul Türkler tarafından fethedilmemiş olsaydı bu iki kardeşten birisinin imparator olacağı şeklinde bir açıklama geçiyor. Bu gerçekten böyle midir ? Doğruluk payı var mıdır? Hep merak etmişimdir.

Mesih Paşa ve Kardeşi Has Murad Paşa hakkında fetih öncesi zamana ait pek bir bilgi yok. Çoğu kaynak, kardeşler hakkında son Bizans imparatorunun (Konstantin XI) kuzeni, bazıları ise yeğeni olarak bahsediyor. Ancak bu iddiaları dayandırdıkları kaynaklardan net olarak bunu çıkarabilmek çok zor ve bu durum yazılanların doğruluğu hakkında şüphe uyandırıyor. Hatta bazı yerlerde son Bizans imparatoru için "Konstantin XI" değilde "Konstantin IX" kullanılmış olduğunu dahi görmek mümkün (TDV İslam Ansiklopedisi).

Resim 1* Spandunis'in soy ağacı. Annesi tarafından
imparatorluk ailesinden
Mesih ve Murad Paşa'ların gerçekten imparator adayı olup olmadığını anlayabilmek için Paleologos Hanedanı soy ağacını incelemek gerekiyor. Benim Mesih Paşa ile ilgili bulabildiğim en ele dokunur kaynak Theodore Spandounes'in "Osmanlı Sultanları" isimli kitabı oldu. Bizans saray tarihçisi George Sphrantzes'e ait 'Chronicon Minus' ise bir diğer önemli kaynak.

Spandounes kitabında kendisinin de Paleologos hanedanından geldiğini söylüyor ve Mesih Paşa'nın, babaannesinin erkek kardeşi olduğu belirtiyor (Resim 1). Ancak yine bu kitapta geçen ve Mesih Paşa'nın babası olan Thomaso Paleologos Gidos'in son Bizans imparatoru Konstantin XI ile akrabalık bağı maalesef net anlatılmıyor.

Has Murad Paşa’nın Paleologos hanedanının hangi şubesinden olduğunu belirten bir ifade, dönemin tanıklarından ve Paleologos'lara hizmet etmiş olan devlet adamı ve tarihçi George Sphrantzes’te geçiyor. Yazar, Has Murad Paşa’nın Otlukbeli Savaşı'ndaki ölümünden bahsederken şu bilgiyi aktarıyor: “Sultan’ın (Fatih Sultan Mehmet) Uzun Hasan’ı yenilgiye uğrattığı seferde II. Mehmed daha ulaşmadan harekete geçen kişiler arasında, Thomas Paleologos Gidos’un oğlu (Resim 1), Rumeli Beylerbeyi Has Murad Paşa ile birlikte Rumeli’den birçok ileri gelen komutan ile asker, çarpışmada hayatlarını kaybetmişlerdi."

Sphrantzes’in adını ve baba adını verdiği Has Murad Paşa’dan bahseden Osmanlı kaynakları ise sadece Mesih Paşa’nın kardeşi olarak belirtmekle yetiniyorlar.

Benim görebildiğim kadarıyla hiçbir kaynakta Paleologos hanedanına ait soy ağacında bu iki kardeşin son Bizans İmparatoru ile 1. derece akrabalık bağını göremiyorsunuz. Buradan kardeşlerin imparatora uzak akraba olduğu veya en azından hanedan hayat ağacına bakıldığında imparatorluk için daha öncelikli adayların olduğu çıkarılabiliyor.

Zaman zaman geçmişte kalan imparatorluk hanedanları (Osmanlı, Habsburg, Romanov vb) ve varisleri ile ilgili haberleri görüyor okuyoruz. Peki, Paleologos hanedanı devam etseydi imparatorluk kime geçecekti? Günümüzdeki varisleri kimlerdi?

Resim 2* Prinç tablet
XI. yüzyıldan beri tarih sahnesinde olan Paleologoslar, Bizans İmparatorluğu'nu 1261-1453 tarihleri arasında yönetiyorlar. Osmanlı'nın gelişinden çok daha önce bu adı taşıyan ancak imparatorluk hanedanıyla yakınlığı yok denecek kadar az olan kişiler vardır. Bugün sosyal medya üzerinden yapılabilecek bir aramada çeşitli Avrupa ülkelerinden onlarca Paleologos kaydı görebilirsiniz. Diasporadan sonra (1453'de İstanbul'un ve 1460'da Mora'nın fethi sonrası) çoğu Batı'ya yerleşir. İtalya'da özellikle de Venedik, Pesaro ve Viterbo'da çok sayıda Paleologos yaşar. Sonradan bu isme Malta, Fransa ve Kephalonia'da, Osmanlı İmparatorluğu'na ait Atina, Romanya ve Tavşan Adaları'ndan Syros'ta (Sire) rastlanır.

İngiltere'de hatta Amerika'da (belgesini en altta paylaştım) bile ortaya çıkar. Güney Batı İngiltere'de Cornwall'ın doğu ucundaki Landulph bölge kilisesinde, duvara sabitlenmiş küçük bir pirinç tablet (Resim 2) üzerinde yazıt vardır. Yazıtın, kilisede gömülmüş 1600'lü yıllarda ölen Pesaro'lu Theodoros Palaeologos'a ait olduğu anlaşılıyor ve üzerinde şunlar yazıyor;

"HERE LYETH THE BODY OF THEODORO PALEOLOGVS OF PESARO IN ITALYE DESCENDED FROM YE IMPERYALL LYNE OF YE LAST CHRISTIAN EMPERORS
OF GREECE, BEING THE SONNE OF CAMILIO, YE SONE OF PROSPER, THE SONNE OF THEODORO, THE SONNE OF JOHN, YE PALEOLOGVS, THE 8TH OF THAT NAME AND LAST OF YT LYNE YT RAYGNED IN CONSTANTINOPLE, VNTILL SVB- DEWED
BY THE TVRKS, WHO MARRIED WTH. MARY YE DAVGHTER OF WILLIAM BALLS OF HADLYE IN SOVFFOLKE, GENT. HAD ISSVE 5 CHILDREN THEODORO, IOHN, FERDINANDO, MARIA, DOROTHY, DE- P'TED THIS LIFE AT CLYFTON YE 21TH OF IANVARY, 1636"

"Burada son Yunan Hristiyan imparatorunun soyundan gelen, bu adı taşıyan sekizinci kişi olup, Türkler tarafından fethedilene kadar Konstantinopolis'te hüküm sürmüş hanedanın son üyesi Konstantinos Palaeologos'un ikinci kardeşi Thomas'ın oğlu Ionnes'in oğlu, Theodoros'un oğlu, Prosperos'un oğlu, Camlio'un oğlu Suffolk'ta yaşayan Hadleyli William Ball'un kızı Mary ile
evlenen, Theodoro, John, Ferdinando, Maria ve Doroty adında beş çocuğu olan ve 21 Ocak 1636 yılında hayata veda eden Pesarolu Theodoros Palaiologos yatmaktadır."



Resim 3* Landulph Kilisesi
https://www.chct.info/histories/landulph-st-leonard-st-dilpe/

Adı geçen Pesaro'lu (İtalya) Theodoros acaba gerçekten son Bizans imparatorunun soyundan mı geliyordu? Nasıl, neden İngiltere'ye gitmişti? Veya soyu devam etmiş miydi? Günümüze gelen bilinen bir varisi var mıydı? Soruları geliyor ilk etapta akla.


Resim 4* İmparatorluk işareti-iki kafa ile gösterilen bir kartal. 
İki bacak iki kapıya dayanıyor; imparatorluk tacı bütün 
bunların üzerinde duruyor. Peki, en alttaki hilalin 
anlamı nedir?
Konstantinopolis'in Türkler tarafından fethi sırasında şehri savunurken surlar dibinde öldüğü bilinen son imparator Konstantin Paleologos'un varisi yoktu. Babası II.Manuel Paleologos'un (Resim 5) birisi gayrimeşru olmak üzere 3 kız ve 8 erkek çocuğu oluyor. II. Manuel sonrası tahta hayattaki en büyük oğlu John VII. Paleologos (VII. Ioannes Palaiologos) geçiyor. John VII. Palailogos'da ardında çocuk bırakmadan ölüyor. İlk karısı on beş yaşında vebaya yenik düşüyor, ikinci karısının yüzüne bile bakmayı reddediyor (çok çirkin olduğu söylenir). Çok sevdiği üçüncü karısı da ona bir evlat veremiyor.

Beş kardeşinden Theodoros ondan beş ay önce, Andronikos ise genç yaşında Thessaloniki'de ölüyor. John, geriye kalan üç kardeş arasından (Konstantin, Demetrios, Thomas) Konstantin'i tahtın resmi varisi ilan ediyor. Ama çok hırslı olan Demetrios tahta el koymaya çalışsa da annesi Helena'nın yardımıyla Konstantin tahta geçebiliyor.

İmparatorun halletmek zorunda olduğu en önemli sorunlardan birisi de kendisinden sonra tahta kimin geçeceği meselesi oluyor. Her iki evliliğinde de mutlu olmasına rağmen çocuğu olmuyor. Bir ara üçüncü evliliği için Fatih Sultan Mehmet'in üvey annesi, Sultan II. Murad'ın dul eşi Mara Hatun (Gerorgi Brankoviç'in kızı) ile evliliği düşünülüyor. Bu teklif Mara Hatun'un anne babasına götürülüp rızaları alınmış olsa da Mara Hatun tarafından kabul görmüyor ve evlilik gerçekleşmiyor. Böylece Konstantin kısa hayatının sonuna kadar bekar ve varissiz kalıyor.

Konstantin Paleologos'un fetih sırasında ölümü sonrası imparator adayı olarak hayatta kalan iki kardeşi vardır; Demetrios Paleologos ve Thomas Paleologos. Aslında bilinenin aksine Bizans, Konstantinopolis'in fethinden sonra kısa da olsa bir süre daha Mora'da (Resim 6) devam etmiş. Konstantin imparator olduktan sonra Konstantinopolis'ten uzaklaştırmak için Mora'nın yarısını Demetrios'a vermiş. Mora son zamanlarını iki kardeş despotun yönetiminde geçirmiş. Ancak bir süre sonra birbirleri ile savaşa giren bu iki kardeşten Demetrios, Osmanlı'dan kardeşi Thomas'a karşı askeri yardım istemiş sonrasında da Thomas Mora'dan bir daha bu topraklara dönememek üzere İtalya'ya kaçmış. Ancak Fatih Mora'yı Demetrios'a vermekten vazgeçer ve böylece 1460'ta Mora'nın da Osmanlı tarafından bütünüyle fethedilmesinden sonra Bizans'ın son toprağı da kaybedilmiş olur. Despot Demetrios'un da Edirne ve İstanbul'daki esaret hayatı başlar. Böylece tahtın tek varisi olarak Thomas Paleologos kalır. O da İtalya'dadır.

Resim 5* Paleilogos Hanedanı soy ağacı.

Bizans Saray tarihçisi Georgios Phrantzes'in aldığı kayda göre Despot Demetrios Bizans takvimine göre 6979 tarihinde (Miladi 1471) Konstantinopolis'te keşiş olarak ölür, bilinen tek çocuğu olan Helena, annesiyle birlikte Fatih'in haremine alınır (Nerelerden nereye diye düşünüyor insan).

Resim 6* Mora Despotluğu
Kardeşi Thomas Roma'ya kaçar. Küçük oğullarını (Manuel) kardinal Bessarion büyütür. Çocukların büyüğü olan Andreas, Konstantinopolis'in fethedildiği yıl doğduğu için, biraz hayal kırıklığına neden olur. Kendisini imparator konstantinopolitanus olarak nitelendirmeye devam eder. Romalı bir fahişeyle evlenir ve tüm unvanlarını İspanya Kralı ve Kraliçesi Fernando ve Isabella'ya sattıktan sonra, 1502 yılında sefalet içinde ölür. Küçüğü olan Manuel ise, Konstantinopolis'e döner ve evlenip iki çocuk sahibi olur (Ioannes ve Andreas , sonradan islama dönerler) ve ölene kadar Fatih'in ona tahsis ettiği cüzi bir maaşla sakin bir hayat sürdürür. Thomas'ın küçük kızı Zoe-Sophia 1472 yılında Moskova Büyük Dükü III. Ivan'la evlenir. Son Konstantinopolis imparatorunun yeğeni sıfatıyla, çeyizinin bir parçası olarak kocasına getirdiği çift başlı kartal amblemiyle Bizans'ın manevi mirasını da taşıdığı düşünülmekteydi. Biraz da bu sayede Moskova "Üçüncü Roma" olarak anılmaya başlandı. Korkunç Ivan onun torunudur.

Despot Thomas'ın başka bir çocuğu olması gerçeği ne kadar cazip gelse de, buna delalet eden hiçbir kanıt bulunmuyor. Tüm aile mensuplarının adının kaydedilmesine büyük titizlik gösteren Georgios Sphrantzes, sadece yukarıda bahsettiğim Andreas ve Manuel'in varlığından bahsediyor. Ancak her ne kadar 1648 (Theodore'un ölmünden 12 yıl sonra) yılı gibi geç bir tarihte yazsa da, Leo Allatius adında biri de, "Despot Thomas Palailogos'un oğulları Andreas, Manuel ve Ioannes'ten bahsediyor.
Allatius, Vatikan Kütüphanesinin koruyucusuydu ve geniş kitap ve kayıt koleksiyonuna erişebiliyordu.

Elbette bu kaynağın güvenilirliği Sphrantzes'inkiyle aynı kefeye konamaz. Ancak küçük de olsa Thomas'ın Ioannes adında gayrimeşru bir çocuğu olabileceği ya da yazıtta hata yapılarak Ioannes'le, Thomas'ın küçük oğlu Manuel'in oğlu Ioannes'in oğlu Ioannes'in kastedilmiş olabileceği ihtimali var.

Bu ihtimaller dahilinde II. Manuel Palailogos'un soyundan gelen Theodoros, iki amcasıyla birlikte Büyük Dük Medici'nin tebaasına dahil olduğu Pesaro'da cinayete teşebbüsten hüküm giyer. Sürgüne gönderilen Theodoros, İngiltere'ye gelir ve asker ve kiralık katil olarak Lincoln kontunun hizmetine girer. Mary Balls'la olan evliliği, büyük ihtimalle ilk çocukları Theodoros, düğünden sadece on hafta sonraya dünyaya geldiği için Suffolk'taki dedikoduları önlemek amacıyla, Yorkshiere'da Cottingham'da kutlanır. Profesör Nicol "Exeter Katedrali kayıtları (büyük) Theodoros'un ölüm tarihini, yazıttaki gibi 21 Ocak değil, 20 Ekim 1636 olarak vermektedir. 1795 yılında bu mezar kazayla açıldığında, içinden meşe ağacından yapılan bir tabut çıkmıştır. Tabutun kapağı kaldırıldığında, ölünün mükemmel şekilde korunduğu görülmüştür. Theodorsos Paleologos'un çok uzun boylu, uzun kıvrık burunlu ve uzun beyaz sakallı bir olduğu anlaşılmaktadır." diye yazmıştır.

Theodoros'un oğullarından biri olan Ferdinando, İç Savaş'tan kısa süre önce yerleştiği Barbados'ta Rebecca Pomfret adında bir hanımla evlenir. 1678 yılında ölür ve Aziz Ioannes Kilisesi mezarlığına gömülür. Mezar taşında "Burada son Yunan Hıristiyan imparatorunun soyundan gelen, 1655-56 yıllarında bu cemaatin kilise İdareciliğini, yirmi yıl da cemaat temsilciliğini yapan, 3 Ekim 1679 tarihinde ölen Ferdinando Palailogos yatıyor." yazmaktadır. Oğlu Theodorious Barbados'lu Martha Bradbury ile evlenip İngiltere'ye döner, Stepney'e yerleşir ve 1693 yılında Corunna'da ölür. Geride o öldükten sonra dünyaya gelen ilginç isimli Godscall Palailogos adında bir kız çocuğu bırakır. Bu kıza ne olduğu bilinmiyor. Başka bir kanıt öne sürülmediği sürece, Stepney'li bu yetim kız
çocuğu (varlığı şüpheli Ioannes Palaelogos bir kenara bırakılırsa) Bizans İmparatorluğu'nun bilinen son üyesidir.

Ailenin son üyesinin akıbeti meçhul olsa da hemen aşağıda paylaştığım bir belgede görüleceği üzere hükümranlık üzerinde hak iddia eden kişiler olmaya devam etmiş. Miladi 1912 yılına ait bu belgede Amerika'da yaşayan ve Paleologos hanedanından olduğunu iddia eden bir askerin Osmanlı Devleti'nden bir talebi görülüyor. Binbaşı Sidenham Leonidas oğlu Komnenos Paleologos, bu yazısında Osmanlı ordusunda olabilecek bir görev, maaş ve prens ünvanını istiyor ve hanedandan olduğunu ispatlayabilecek şekilde elinde belgeler olduğunu iddia ediyor. Yazıyı tercüme şubesi öncelikle Türkçe'ye çeviriyor anladığım. Çünkü, yazının en altında "Asıllarıyla tercümesi sedaret evrak odasına verilmiştir. 12 Mart sene 1328" ifadesi not düşülmüş. Yazıya ne cevap verildi acaba? Ben de merak ediyorum ancak şimdilik bunun takibini arşivlerden yapabilecek bilgiye sahip değilim.


Resim 7*
Bab-ı Ali
Nezaret-i Harbiye Umur-u Siyasiyye
Müdiriyet-i Umumiyesi
Tercüme Şubesi
Mütercim Ali 10 Mart 1328
Mümeyyiz sa sene 13..
Müdür Agah 10 Mart sene 328
Müdir-i Umumi Salih

Mesned-i celil-i sedaret-i uzmaya 25 Şubat sene 1912 tarihi ve Amerika ve aslında Kaliforniya eyaletine merbut Los Encılıs şehrinde kain .... otelinde mukim Binbaşı Sidenham Leonidas Parvan 
oğlu Komnenos Paleologos imzasıyla varid olan arızanın tercümesidir. Son Bizans imparatorlarının ahvadına karşı muamele-i adl-ü dadın tatbik ve icrası zımnında iktiza eden kuvvet ve salahiyet yed-i sami-i fahimanesine geçmiştir. Ecdadım Bizans tahtını terk edeli aradan dört yüz elli seneyi tecavüz bir zaman mürur etmiştir. Biz o vakitten beri kürre-i arz yüzünde serseriyane bir hayat geçirmekte ve maişetimizi askerlik mesleğini takip ile temin etmekteyiz. Acizleri muvaffakatiyle neticelenen dört muhtelif muharebede bulunmuş ve binbaşılık rütbe-i askeriyesine irtika etmiş ise de gönlüm daima ecdadımın memleketindedir. Tecarib-i askeriyemi memleket-i mezkurenin hizmetinde istimal etmek arzusunu öteden beridir istemekteyim. İdare-i sabıkanın hitam bulması ve genç Türk fırkasının re'skara geçmesi üzerine bu arzumu izhare niyet ettim. Acizleri "Sinedham Leonidas Pervan oğlu Komnenos Paleologos " ismiyle müsemma bulunurum. Vaktiyle Bizsans imparatorluğunda icra-i hükümet etmiş olan büyük "komnenos " ile "paleologos" ailelerinin neslinden bulunduğumu müsbet evrak ve vesaik-i lazımenin kafisine malik henüz genç bir adamım-senem otuzu tecavüz değildir ve tecarib i adide....... bir askeri zabit sıfatıyla zat-ı sami-i fahimanesine arz ediyorum. Bizans imparatorlarının ahfadından biri sıfatıyla hükümet-i osmaniyeden bir lütuf istirham eder ve iş bu istirham-ı acizanemin sende-i seniyye-yi cenab-ı pedişahiye arz ve memurin-i aidesine işarı hususunda vesatet ve muavenet-i sami-i fahimanelerinin bi-diriğ buyurulmasını rica eylerim. Hükümet-i osmaniyece hak ve adalet dairesinde acizlerine karşı icrası mümkün olan lütufdan fazla bir lütuf talep istemiyorum. Acizleri ordu-yu osmaniyede bir memuriyet ile beraber ecdadımın haiz bulunmuş olduğu mevki-i ali piş-i nazar dikkate alınarak uhdeme ve devlet-i osmaniyenin bir prensi lakab ve ünvanının da tevcihini ve bundan maide çok bir şey olmamakla beraber rütbemle ailemin hal ve mevkiyle
mütenasib bir suretde yaşamaya kafi bir maaşın tahsisini rica ederim. Bi'lmukabele zat-ı hazret-i padişahi ile devlet-i osmaniyeye sadık olacağımı ve devlet-i osmaniyenin .......... şan ve ve şevketi uğrunda bir asker ........... vazifemi ifa eyleyeceğim. Hükümet-i osmaniyenin tevsi'-i memalik sevdasına düşmüş olan avrupa devletlerine karşı kendisini müdafa için gerek Türk ve gerek Bizans olarak sadıkasına arz-ı ihtiyaç edeceği zaman ........etmekte olduğunu hissediyorum. İşte bu aciz böyle bir zamanda "devletin" şan ve şevket-i kadimesi için hisseme düşen vazife ifa edebilecek bir mevkide bulunmak istiyorum. Taleb-i acizanem bundan ibaretdir. Ordu-yu osmaniyede acizlerine bir memuriyet buyurulursa erkan-ı harbiye dairesinde bir memuriyeti tercih ederim. Şayet bu mümkün olmazsa acizleri süvari alayında istihdam ile ecdadımın memleketine ve zat-ı hazret-i padişahı ile devlet-i osmaniyenin şan ve şerefi namına ifa-yı hizmet ikdar buyurunuz. İşbu arıza-i acizaname biran evvel bir cevab ita buyurulmasını zat-ı sami-i fahimanelerinden istirham ederim.

Asıllarıyla tercümesi sedaret evrak odasına verilmiştir. 12 Mart sene 1328

*****************

Mesih Paşa ilginçtir hristiyan atalarının yaptığı bir kiliseyi camiye çevirmeyi tercih ederken kardeşi Has Murad Paşa ise yeni bir cami (Aksaray Murad Paşa Cami) yaptırmayı tercih ediyor.

Has Murad Paşa Otlukbeli Savaşı'nda Fırat nehrinde boğularak ölüyor ve belki de ileride gömülmeyi planladığı camisine gömülemiyor. Nedendir bilinmez, Mesih Paşa ise  'belki de bir nebze olsun kardeşine yakın olmak içindir' kendi yaptığı cami yerine kardeşinin yaptırdığı Murad Paşa cami'ne gömülmeyi istiyor.
Osmanlı mezar taş şahidelerinde ölen kişinin babasının ismi çoğunlukla olur. Ben de belki bu mezar taşında babaları Gidos'un ismini görebilir miyim diye cami haziresinde bu mezar taşını birkaç kez aradıysam da bulamadım...

Resim 8* Kontantin XI Paleologos heykeli.
Mistra-Yunanistan





Resim 9* Thomas, II. Pius'un Ancona'ya gelişi gösteren
Pintoricchio freskinde detay,Siena Katedrali. Sol ortada 
mavi şapka ile görülen kişi Thomas Paleologos'tur




Resim 10* The tomb of Ferdinando Paleologus in St. Johns Parish Church
courtyard in Barbados, Caribbean


Resim 11* Britanya Ortadoks Kilisesi başkanı başpiskopos Gregorios Cornwall'de
mezarında Theodore Paleologos'u anma töreninde. Duvardaki pirinç levha 
yunan mavi ve beyaz renklerinde



Resim 12* Çİft başlı Bizans kartalı ve boynunda Paleologos
hanedan arması




********

Kaynaklar;
  • Theodoros spandunis, Osmanlı Sultanları
  • Yorgios Sfrancis,Yorgios Sfrancis’in Anıları-Chronicon Minus
  • John Julius Norwich, Bizans 3
  • John Hall, An Elizabethan Assassin
  • https://www.devletarsivleri.gov.tr/

Devamını Oku »

21 Mart 2019 Perşembe

Aziz Sergios ve Bakhos Kilisesi Monogramları



Sultanahmet Meydanı'ndan Çatladıkapı sahiline doğru inilirken hipodromun görkemli Sphendone duvarı boyunca yüründüğü vakit Küçük Ayasoyfa Caddesi kesişimine varılır. Yüzünüz Marmara'ya dönük vaziyetteyken hemen sağınızda biraz içeride caddeye de ismini veren Küçük Ayasofya Cami'sini bulursunuz.
Sonradan eklenen yan kapı ve revaklar. Orijinal yapıdan ne
kadar farklı olduğu çok net görülüyor
Caminin oldukça geniş ve çepeçevre odalarla sarılmış bir avlusu var.
Muhtemelen bir zamanlar medrese öğrencilerine ait olan bu odalarda şimdi çeşitli hediyelik eşya satan dükkanlar ve sahaflar mevcut. Bir köşede de hiç yoktan iyidir diyebileceğimiz bir çay ocağı çalıştırılıyor. Sanırım daha çok sessizliğinden ve üstüne de mimari güzelliğinin eklenmesinden dolayı avluda oturmanın insanı rahatlatan bir tarafı var. Ben zaman zaman uğrarım ve avluda oturmayı severim. Ama son zamanlarda gördüğüm kadarıyla ziyaretçi sayısı artıyor.



Ayasofyay-ı sağir Zaviye şeyhi
El şeyh Mehmed efendi
İstanbul'da günümüze ulaşan Bizans dönemine ait en eski eserlerden biri olan bu kilise, 1506-12 yıllarında 2. Bayezid'in Kapıağası olan Hüseyin Ağa tarafından camiye çevrilmiş. Büyük Kilise'ye (Ayasofya) benzediği düşünüldüğünden, Küçük Ayasofya Cami ismiyle anılmaya başlamış. Hüseyin Ağa aynı zamanda, hem yapının önündeki beş kubbeli revağı, hem de kubbeli odaları ile, yine yapının önündeki avlunun dış sınır çizgisini oluşturan medreseyi yaptırmış. Bu medresenin avlusunda şimdi çay içilen kamelya gibi bir gecekonduvari yapı var. Onun hemen yanında ağaçların, otların arasında kalmış bir mezartaşında "ayasofya-yı sağir" tabiri geçiyor. Zaviye Şeyhi'nin şahidesi yanında oturup çay kahve içmek normal mi yoksa değil mi benim karar verebildiğim bir şey değil. Ama mezarlıklarla iç içe yaşamın Eyüp'te olduğu kadarki bir örneği yoktur sanırım. Mezar taşında görüldüğü üzere Osmanlı döneminde caminin Ayasofya-yı Sagir ismiyle de söylendiği anlaşılıyor (Sağir kelimesi arapça küçük anlamında). Sonradan sağir (küçük) kelimesi gitmiş küçük kelimesi gelmiş demek ki.


Yapının asıl ismi ise Aziz Sergios ve Bakhos Kilisesi ve İmparator İustinianos'un (Justinyen) imar dönemi eserlerinden. 527 yılında, yani Ayasofya'dan birkaç yıl önce yaptırılmış. Bazı tarihçiler bu kiliseyi İustiniaus'un karısı Thedora'nın yaptırdığını söylüyor. Ama bir başka yaygın efsaneye göre İustiniaous, İmparator Anastasiaos'a karşı bir suikast komplosuna girişmiş ya da giriştiği iddia edilmiş. O sırada bu iki aziz imparatora rüyasında onun suçsuz olduğunu söylemişler ve böylece İustinianos idamdan kurtulmuş. Sonrasında da İustinianos bu kiliseyi yaparak azizlere şükranını dile getirmiş.

Kiliseye, Ayasofya'ya benzerliğinden dolayı Küçük Ayasofya denmiş olsa da Aziz Sergios ve Bakhos onun küçük ölçekte kopyası değil. Tasarımı oldukça farklı ve sıra dışı. Kilise asimetrik bir dikdörtgene yerleştirilmiş asimetrik sekizgen şeklinde. Bu düzensizliklerin sebebi tam olarak bilinmiyor. Kilisenin orada şu an mevcut olmayan iki bina, Aziz Pavlus Kilisesi ve Hormisdas Sarayı arasına sıkıştırılmış olması bunun bir sebebi olabilir.

Kilisesinin özgün halinin olağanüstü güzelliğini anlayabilmek için, şehirdeki mevcut tüm Bizans kiliselerinde olduğu gibi, hayal gücümüzü kullanmamız gerekiyor. Duvarlar, Ayasofya'dakine benzer şekilde damarlı ve alacalı mermerlerle kaplıydı; tonozlarda ve kubbelerde mozaikler parlıyordu. Zamanın saray tarihçisi Prokopius kiliseyi şöyle anlatıyor; "Mermerlerinin parıltısıyle güneşten daha göz alıcıydı, her yanı altınlarla doluydu."
Şu an tüm bunların hiçbir izi görünmüyor. Belkide sıva altında ortaya çıkarılacakları günü bekliyorlar. Yapının çoğu yerini gezme şansınız da yok. Üst kat ziyarete tamamen kapatılmış. Yakın zamana kadar gezebildiğiniz apsis kısmıyla birlikte bazı kısımlara da paravalarla girişler engellenmiş. Sebebini anlamak zor değil ama baktığınız zaman cematin 3'ü 5'i geçtiğini göremiyorsunuz.

Iustinianus monogramı
Yapıyla ilgili bahsedilecek çok fazla detay var. Benim yazımdaki amacım özellikle çoğu Bizans yapısında sütun başlıklarında güzel örneklerini gördüğüm monogramlardan bahsetmek. Bu konuda yararlanılabilecek ne yazık ki Türkçe pek kaynak yok.
Monogramlar bir tür damga, imza olarak kabul edilebilir. Roma döneminde tüm imparatorların bu tür işaretleri olmuş. İmparatorlar bastırdıkları paralara veya yaptırdıkları binalara bu işaretlerini koymuşlar. Bunu sadece imparatorlar değil duvarcı ustaları bile yapmış. Yazımın sonuna doğru farklı duvarcı ustalarının ürettiği ve  kilise zemininde kullanılan tuğlalar üzerindeki monogramları gösteren bir görsel de ekledim. Malesef kilise zeminini ( serilmiş halılardan dolayı) ve üst katı görmek mümkün olmadığından yabancı bir kaynaktan bulduğum bir görsel oldu bu.

Cross shaped (soldaki) ve Box type (sağdaki)
monogram
Cross shaped (haç şeklinde ve harfler haçın kollarının ucunda) ve box-type (kutu şeklinde ve harfler bu formunun içinde veya çevresinde) olmak üzere iki farklı monogram tipi kullanılıyor. Bu kilisede haç tipi monogram bulunmuyor. Oysa ki Thedora'nın monogramlarının daha çok haç tipinde olduğu biliniyor. Kilisedeki bazı sütun başlarındaki artık kaybolmuş monogramların (camiye dönüştürüldükten sonra haç tipinde olduğu için özellikle kırıldığı tahmin ediliyor) bu tipte olduğu düşünülebilir. Zaten Thedora'ya ait monogram sayısının Iustinianus'e ait monogram sayısından çok az olmasının sebebi de buna yorumlanıyor. Kişilere ait monogramlar genel olarak aynı görünümde olsa da bazı ufak farklılıklar da oluyor. Farklı ustaların ellerinden çıkan işler oldukları için olabilir bu.

Kırılmış monogramlar (soldakiler), Theodora monogramı (sağdaki)

Aziz Sergios ve Bakhos Kilisesi sütun başlıklarındaki monogramlar, kiliseyi yaptıran İmparator Iustinianus ve eşi Theodora'yı temsil ediyor . Bunlar; ΙOΥCΤΙΝΙAΝOΥ (Iustinianus), ΘEOΔωΡAC (Theodora), BACIΥΛEωC (Basileus) ve ΑΥΓΟΥΣΤAY (Augusta) şeklinde tanımlanmakta ve Ayasofya’dakilerle benzeşiyorlar. Sütun çiftlerinde, Iustinianus-Basileos ve Iustinianus-Theodora şeklinde eşleşmeler var. Basileos ünvanı imparator için, Augusta ise imparatoriçe için kullanılıyor.

Bazı kaynaklarda (Jonathan Bardil-The Church of Sts. Sergius and Bacchus in Constantinople and the monophysite refugees) kilise inşa edilirken Thedora'nın henüz Augusta olmadığına dair iddiaları olsa da bu pek gerçekçi durmuyor. Gerek kilise içinde kiliseyi boydan boya çevreleyen kitabede geçen "Tanrı'nın taçlandırdığı" ifadesi gerekse ΑΥΓΟΥΣΤAY (Augusta) monogramı kilise inşası sırasında Thedora'nın imparatoriçe olduğunun göstergesi. Zaten Thedora ve Iustinianus'un beraber taç giydikleri biliniyor.

Kilise sütun başlıklarında bulunan bu dört monogramın çizimini yapıp tahmini olarak harfleri göstermeye çalıştım. Tahmini diyorum çünkü; bazı harfler için monogram içindeki desen üzerinde farklı seçenekler çıkarılabilir. Hemen aşağıdaki resimde bu dört monogramı ve her bir monogramın detayı görülebilir.



ΒΑCΙΛΕѠΣ (basileos) monogramı;




ΙOΥCΤΙΝΙAΝOΥ (Iustinianus) monogramı;



 (ΘEOΔѠPAC) Theodora monogramı;




ΑΥΓΟΥΣΤΟΥ (Augusta) monogramı;



*************


Ana mekanın güney kenarı


Kuzey doğu eksedrası

Ambulatorium güney kanadı


Güneybatı eksedrasında düzen

Kuzeybatı eksedrasında entablatür

Ana mekanın batı kenarındaki entablatür


*********************

Üst galeri zemini hizasından tüm iç mekanı çevreleyen akantus yapraklarıyla süslü friz üzerindeki badana altında kalmış yunanca yazılar görülebiliyor. Frizdeki yazının metni şöyle;

" Doğrusu başka hükümdarlar ölü adamları onurlandırdılar, emekleri boşunaydı. fakat, dindarlığı teşvik eden, hükümdarlık asasını kuşanmış bizim İustinianos'umuz, her şeyin yaratıcısı İsa'nın hizmetkarı Sergios'u muhteşem bir abide ile onurlandırıyor. O ki, ne ateşin yakıcı nefesi, ne kılıç, ne de başka imtihanlardan rahatsız; fakat Tanrı İsa için şehit olup, kanıyla cennette mekanını edindi. O (İsa) her an tetikte olan hükümdarımızın saltanatını korusun ve aklı dindarlıkla parıldayan, zavallıları hiç azalmayan bir çabayla besleyen, Tanrı'nın taçlandırdığı Thedora'nın gücünü artırsın."
Kuzey kenarında entablatür (Yaklaşık 1900 ler)

******

Üst kat kapalı olduğu benim görme şansım olmadı ama zeminin irice altıgen tuğla döşeli ve bazı tuğlaların herhangi bir köşesine bir ya da birden fazla damga basılıymış. Bir madalyonu andıran damgalar tuğla ustasın markası olmalı. Neredeyse 15 yüzyıllık bir marka...
Tuğlalar üzerindeki duvarcı markaları
**********
Duvar yazıları tarihin her döneminde olmuş sanırım. Tarihe kayıt düşebilmek bu olsa gerek. Kilise ile ilgisi olmasa da aşağıdaki örnek bana ilginç geldiği için paylaşmak istedim. Bu iki yapı taşı üzerindeki yazıyı ( isim olabilir) bir trekking etkinliğimiz sırasında  Kurşunlugerme Su Kemeri altında ana yapıdan kopmuş halde görmüştüm. İlginç geliyor çünkü; muhtemelen bu isim buraya belkide 1700 yıl evvel kazındı ve günümüze kadar ulaştı. Yazının sahibi, su kemeri inşaatında çalışan bir işçi miydi, usta mıydı yoksa oraya yolu düşmüş bir Romalı mıydı? Kim bilebilir ? Belki de CΓEP (günümüz Türkçesi ile "KEGER" olarak teleffuz ediliyor olabilirdi),  kemeri görmeye gelen Roma imparatorunu dahi görmüştü.....






********

Kaynaklar;
  • Bardill, Jonathon (2000). "The Church of Sts. Sergius and Bacchus in Constantinople and the Monophysite Refugees"
  • Freely, John (2000). Blue Guide Istanbul
  • Mango, Cyril (1975). Byzantine Architecture.
  • Mango, Cyril (1972). "The church of Saints Sergius and Bacchus at Constantinople and the alleged tradition of octagonal palatine churches".
  • Norwich, John Julius (1988). Byzantium: the early centuries.
  • Van Millingen, Alexander (1912). Byzantine Churches of Constantinople.
Devamını Oku »

29 Aralık 2018 Cumartesi

Bilge Leo Mozaiği


  Birkaç ay önce rehber eşliğinde Kariye Müzesi'ni gezmiştim. Gezenler bilir; bu kilise özellikle iç ve dış narteksinde bulunan mozaikler açısından çok zengindir. Müzede yaklaşık bir saat geçirmiştik ve rehber bu sürenin çok büyük kısmında müzedeki mozaikleri anlatmıştı. İlk defa o gün, her mozaiğin bir hikayesinin olduğunun farkına vardım diyebilirim. Bu müzeyi daha önce iki defa ziyaret etmiş olduğum halde bütün bu mozaiklere gözümün ucuyla şöyle hızlıca bakmış, daha çok mimari yapıyı anlamaya çalışmıştım. Halbuki yapılar, mimari değerlerini iç tezyinatlarıyla birlikte tamamlıyorlar ve bu değeri anlamanın yolu yapıya bütüncül bakmaktan geçiyor.

   Kariye Kilisesi'nin mimarisi Ayasofya ile mukayese edilemez olsa da;bana göre süslemeleri (mozaik, ikona vb.) Ayasofya'nın çok ötesindedir. Ayasofya'da ise iç mekan, mimari, kullanılan malzeme o kadar etkileyicidir ki görkemli süslemelere de etkileyici bir dış yapıya da ihtiyaç yoktur. Bunu şunun için söylüyorum; Kariye Müzesi'ndeki süslemelerin güzelliği, gayet sıradan olan bir Bizans Kilisesi'ni kendinden bahsedilir kılar, ön plana çıkarır. Mimari açıdan Ayasofya kadar etkileyici olmayan bu kiliseyi, sahip olduğu mozaik ve ikonlar olağanüstü etkileyici yapar.

  Çok basitçe tanımlamak gerekirse mozaik; taş, cam, mermer gibi parçaların belli tekniklerle dizilmesi ile oluşturulan resimler. Mozaik taşları, bir araya gelerek bir kompozisyon oluştururlar. Bazı mozaiklerde figürlü betimlemeler gözlemlenirken, bazılarında ise sadece geometrik süslemeler görülür. İç mekan süslemelerinde mozaiğin yanında fresko tekniği de kullanılmış. Fresko ise ıslak sıva üzerine yapılan sulu boya resim tekniği olarak tanımlanabilir. Anladığım kadarıyla mozaik çok daha zor ve pahalı, büyük emek, sabır ve zaman isteyen bir uygulama ancak çok daha uzun ömürlü. Dış etkenlerden, özellikle de nemden etkilenmesi daha zor. Dolayısıyla; bir resmin çok uzun süre - yüzyıllardan bahsediyorum - kalıcı olması isteniyorsa, mozaik uygulanabilecek en iyi tekniklerden biri olurdu sanırım. Figürler ve renkler taşlardan oluştuğu için oluşabilecek her türlü etkiye veya aşınmaya rağmen; renkler kaybolmuyor belki de taş yok olana kadar resim de yaşıyor. Yine Kariye Müzesi'nde bu iki tekniği yan yana görme şansınız var. Freskolar çok büyük zarar görmüş olmasına rağmen mozaikler sapasağlam yerinde duruyor.

  Bir mozaiğin değerini sanatçının el becerisinin yanında doğal olarak kullandığı malzeme de etkilemiş. İlk zamanlarda malzeme olarak çakıl taşı kullanılsa da özellikle Hellenistik Çağ'da çakıl taşına ek olarak mermer ve cam da kullanılmış. Özellikle camların boyanmaya başlanması mozaik sanatında muhteşem eserlerin çıkmasına olanak vermiş. Daha sonraları ise işin boyutu iyice gelişmiş; malzeme olarak altın ve gümüş de kullanılmaya başlanmış. Modern zamanın fotoğraf kalitesini belirleyen piksel sayısı gibi mozaikte de kullanılan parçaların sayısı duyguları, renk geçişlerini daha iyi ifade edebilmek için önemli olmuş. Kullanılan parçaların büyüklükleri birkaç milimetreye kadar düşürülebilmiş. Bazı tasvirler o kadar gerçekçi yapılmış ki bu mozaiklerde resmedilen insanların hangi ruh hali içinde olduğunu dahi anlayabiliyorsunuz.


Pantakrator İsa . Kariye Müzesi

Meryem’in Ölümü (koimesis) sahnesi. Kariye Müzesi

Gizemli bakışlarıyla Çingene Kızı mozaiği. Zeugma Antik Kenti

  Mozaik sanatı antik çağdan beri süregelmesine rağmen Roma ve özellikle Bizans ile özdeşleşmiş gibi bir izlenim veriyor insana. Pek bilimsel olmayabilir ama hep dediğim bir şey var "Tarih Sümer'le başlamış olabilir fakat medeniyet Roma ile başlamıştır". Bunu neden mi söylüyorum? Çünkü çoğu mimari formda (diğer bilimlerden bahsetmiyorum bile) olduğu gibi mozaik de Roma'da sık görülmeye başlamış ve yeni tekniklerle birlikte altın çağını yaşamış. Zeugma antik kenti buna çok güzel bir örnek. Buradaki mozaiklerin geçmişi M.Ö. 300'lere dayanır. Gaziantep Arkeoloji Müzesi'nde ki Zeugma Antik Kentinden çıkan mozaikler görülmeye değerdir. Sanatçılar bu mozaiklere insan, hayvan, bitki figürlerini, günlük hayattan kesitleri, mitolojik kahramanları, efsaneleri, tanrıları, kahramanların başlarından geçen olayları, dini motifleri çokça işlemişler. Erken dönem Roma mimarisinde mozaik, şehir kaldırımlarında, evlerin taban süslemelerinde, meydanlarda kullanılmış. Yaygın olarak taban süslemeleri için tercih ediliyormuş. Ancak bütün bu yaygın kullanımına rağmen mozaiğin Bizans ile özdeşleşmesinin nedeni, antik dönemde yer döşemesi olarak bilinen bu tekniğin Bizans döneminde duvar ve tavanda da kullanılarak daha zengin bir hale getirilmesi olsa gerek.

  Hristiyanlık ile birlikte ise dini motifler ön plana çıkmış ve Bizans'lılar Kilise duvarlarına dini sahneleri mozaik usulüyle resmetmiş. Bizans, mozaiğe çok önem vermiş ve bu da gösterişli ve zengin görünümlü mozaiklerin yapılmasına neden olmuş. Başkentte mozaik okullarının açılması ve mozaik ustalarının vergiden muaf tutulması da Bizans’ın mozaiğe verdiği değerin bir başka göstergesidir. Duvar mozaiğinin yaygın kullanımı, renkli camın, altının, gümüşün mozaik içinde yer alması bu dönemin tipik özelliği olmuş. İstanbul’da ki Ayasofya, Kariye gibi, sonradan cami ve müze haline getirilen kiliselerde dünyanın en güzel mozaikleri olduğu söyleniyor. Bizans mozaiklerinde işlenen konu genelde Tanrı çıkışlı olarak Hristiyanlık sanatı ile ilgili ikonografik sahneler çerçevesinde dönüyor. Sanatçılar, mozaikler ile Hristiyanlığın bütün hikayesini o zamanın insanlarına -ki çoğu okuma yazma bilmiyordu- resim üzerinden anlatabilmişlerdi. Kariye Müzesi mozaik ve ikonalarında hristiyanlığın neredeyse tüm hikayesini görebilirsiniz.

Aya İrini apsisindeki haç figürü
  Gelgelelim yasakların doruk noktasına ulaştığı ve yaklaşık 120 yıl süren İkonaklast Dönem’de (726-843), Bizans sanatının genelinde görülen tahribat kendini mozaik alanında da göstermiş. Yasaklanan figürsel yaklaşım yerini dekoratif ögelere bırakmış. İkonaklast akımların etkisini hissettirdiği dönemde, kiliselerde tahrip edilen figürlü resimlerin ve Hristiyan suretlerinin yerine, eski süsleme geleneklerini sürdüren motifler ve yalın haç biçimleri yapılmış; bu dönem sona erdikten sonra kaldırılan resimlerin yerine yenilerini yapmak mümkün olmamış ve özellikle birçok haç biçimleri oldukları gibi bırakılmış. İkonaklast dönemini sembolleştirmek gerekirse; haç, döneme damgasını vuran figür olmuş denilebilir. Bu dönemin mozaik donanımıyla yapılan en önemli haç figürü Aya İrini’de bulunuyor. Ayasofya’da VI. Yüzyılda yapılan orijinal tavan mozaiklerinin bitkisel ve geometrik motifli olanları günümüze kadar ulaşmış, ancak Aya İrini'deki tasvirli mozaikler ikonaklazma akımının bitiminden sonra yapılmış.

  Mozaiklerde gördüğümüz tasvirler arasında Deisis, Koemesis, Anastasis, Pantaktaror, Diriliş, Mahşer veya Son Duruşma sahneleri sayılabilir. Bunlar içinden "Pantakrator" tasviri Ortodoks dünyasında en çok rastlanan ikona figürü. "Pantakrator İsa Tasviri'ndeki" Pantokrator kavramı Grekçe Pan; (herşey) ve Afrakrator (hükmeden) kelimelerinden oluşmuş. Birleşince her şeye gücü yeten, evrenin hakimi anlamına geliyor. Hem kariye hem de Ayasofya'da Pantakrator İsa tasvirlerini görmek mümkün.

  Yazımın başında her mozaiğin bir hikayesi olduğunu söylemiştim. İşte bu mozaiklerden birisi olan ve Ayasofya iç narteksinde bulunan Bilge Leo (Leo VI) mozaiğinden biraz bahsetmek istiyorum.


  İmparator Kapısı'nın üzerindeki geçme tonoz aylamasında yer alan mozaik, Bizans Enstitüsü'nün 1932'de başlattığı restorasyon projesinde ortaya çıkarılmış. Bu mozaik, İsa'yı mücevherlerle süslü bir tahtta otururken gösterir, İsa'nın ayaklarının altında ise bir tabure durur. Sağ elini takdis eder biçimde kaldırmıştır ve sol elinde, üzerinde "Barış seninle olsun, ben Dünya'nın Işığı'yım " yazan sayfaları açık bir İncil tutmaktadır (Pantakrator İsa Tasviri).
Sağ tarafta madalyon içerisinde baş melek Cebrail (Gabriel), sol tarafta ise madalyon içerisinde Hz.Meryem tasvir edilmiş. İsa'nın ayakları dibinde ona secde eder durumda Doğu Roma İmparatorlarından VI. Leo ( 816- 912) yer almaktadır. Mozaik tasvir 10. yüzyıla tarihleniyor.

Bilge Leo (Leo The Wise) Mozaiği. Pantakrator İsa, Meryem Ana,
Cebrail ve İmparator 6. Leo


Pantakrator figüründe İsa'nın başında hale vardır. Halenin bir yanında IC diğer yanında XC harfleri bulunuyor. Bu harfler Yunanca'da "İsa Mesih" anlamına gelen kelimelerin (Ihcoyc Xpıctoc) ilk ve son harfleri.
Sol elde açık veya kapalı olarak duran bir kitap bulunur, sağ eli ise takdis edecek biçimde kıvrılır.
Sanıyorum sanatçı resme derinlik katabilmek maksadıyla İsa'nın ayaklarını vücuduna oranla daha büyük yapmış ve baş kısmından daha önde bir görünüm kazandırmış. Bu şekilde mozaik seyredene derinliği olan üç boyutlu bir görüntü veriyor.

İmparator VI. Leo ise bu tasvirde  İsa'nın ayaklarına kapanmış ve ellerini açarak sanki af diliyormuşcasına resmedilmiş. Benim görebildiğim diğer mozaiklerde resmedilen imparatorların hiçbiri bu şekilde Meryem Ana veya İsa'nın ayaklarına eğilmiş vaziyette tasvir edilmemiş. Diğer taraftan imparatorun yüz ifadesine ( mozaik ustasının ne kadar başarılı olduğuna bir kanıt) dikkat edildiği vakit sanki suç işlemiş ve bunun için af dileyen bir insan görüntüsü de mevcut.

  Yani hem bir imparatorun secde eder vaziyette hem de bu yüz ifadesiyle imparatorluğun en büyük kilisesinde ana girişin üstüne resmedilmesi normal olmasa gerek. Belki evlilikleri, metresleri ve gayrimeşru çocuğuyla kilise ile arası iyi olmayan imparatorun kilise ile arasını düzletme çabasıdır. Ya da imparator bile olsa kilise kurallarının herkes için geçerli olduğunun herkese gösterilmesidir. Mozaiğin imparatorun sağlığında mı yoksa öldükten sonra mı yapıldığı bilinmez.

  Bilge Leo (Leo VI) tahta geçtiğinde 20 yaşındadır. İmparator, sevdiği kadınla değil, Theofano Martiniake'yle evlenmiştir. Esas sevdiği ise metresi Zoe Zautzina'dır. Theofano bir erkek evlat doğuramadığı gibi, aşırı dindardır ve uyku dışında bütün hayatını dua ederek geçirir. İmparatoru yanına bile yaklaştırmaz. Oysa taht için bir varis gereklidir. Henüz çok genç olsa da, imparatorun bu durumda çocuk sahibi olması mümkün değildir. İmparatoriçe Theofano, 897'de bir gece ansızın ölür. Bunun üzerine imparator metresi Zoe Zautzina'yı sürgünden geri çağırır ve ertesi yıl evlenirler. Büyük bir talihsizlik eseri Zoe de bir yıl sonra ölür. İmparatorun hala bir erkek evladı yoktur ve acelesi vardır. 900 yılının yazında, bu defa Frikyalı Evdokya Baina'yla evlenir. Ancak bir erkeğin üçüncü defa evlenmesi kilise kurallarına aykırıdır. Kaldı ki imparator, beş sene önce yayınladığı bir emirnameyle üçüncü defa evlenmenin yasak olduğunu bizzat buyurmuştur. Yine de kilise, erkek çocuk sahibi olması gerektiği için imparatorun üçüncü evliliğine çok karşı çıkmaz. Fakat aksilik yeni imparatoriçe de bir yıl sonra ölür.

  Dördüncü defa evlenmesinin çok riskli ve büyük tartışmalara neden olacağını bilen imparator, bu defa çok güzel bir kadın olan Zoe Karbonopsina'yı metres edinir. Nihayet, 905 yılında, imparator isteğine kavuşur ve metresi ona bir erkek çocuk doğurur. Konstantin ismi konulan çocuğa tahtın yolunu açmak için, bir formül bulmak gerekmektedir. Patrik Nikolas Mistykos, imparatora, Zoe'yu terk etmesi kaydıyla çocuğu vaftiz edeceğini söyler, böylece çocuk meşruiyet kazanacaktır. İmparator kabul eder ancak vaftiz töreninden üç gün sonra Zoe'yle evlenir ve onu imparatoriçe ilan eder.

  İmparator tarafından oynanan bu oyun kilise ile imparatorun arasını açar ve patrik imparatorun kiliseye girmesini yasaklar. Leo buna çok kızar. Bunun üzerine beklenmedik bir şey yaparak Roma'da Papa III.Setgius'tan evlenmek için özel izin ister ve bu isteği hemen kabul edilir. Bu izinden sonra kendisine karşı çıkan patriği affetmeyen imparator, onu zorlayarak istifa ettirir, sürgüne gönderir.

  Bizlere garip geliyor fakat IV. Leo, imparator dahi olsa hayatını istediği gibi yaşayamamış, istediğini yapamamış, yapsa bile bedel ödemek sorunda kalmış ve sürekli olarak babasıyla, kiliseyle çatışmış.
İmparator, bu sorunlu özel hayatından ve sürekli olarak kilise ile çatışmasından dolayı Bizans tarihinde yeterince kendine yer bulamamış olabilir.

  İmparator IV. Leo, çok iyi eğitim görmüş, gerçek bir entelektüel, akademisyen ve esasında I. Jüstünyen'den bu yana en büyük kanun koyucu olmuş ve bir novella yazmış. Bu novella 113 emirnameden oluşur ve bu kanunlarda vazgeçilmeyen husus, hükümdar ve onun yetkileriyle ilgilidir. Temel hükümlere göre, hükümdar Tanrı'nın seçtiği kişidir. Verdiği hükümlere kimsenin itiraz etme hakkı yoktur. Hükümdarın yetkisinin sınırlandığı tek yer kilisedir. İmparator, kilisenin başına atanacak kişi konusunda mutlak yetkilidir, ancak o, kilisenin sadece koruyucusudur, başkanı değildir. İşte bu kısım imparatoru evlilikleriyle ilgili konuda çok sıkıntıya düşürmüş ve kiliseyle çatışmış.

  Tüm bu sıkıntılı hayat içinde dahi IV. Leo, gerek kanunnameler gerekse askeri konuları kapsayan bir eser dahi (Taktika) yazabilmiş. 26 yıl tahtta kalan imparator henüz 46 yaşındayken hastalanır ve 912 yılında ölür.

Theophano Martiniake (wife of Leo VI the Wise)
.
.
.


  Roma Dönemi’nde altın çağını yaşayan bu sanat, Bizans İmparatorluğu’nun tarih sayfasından kalkmasıyla birlikte sona yaklaşmış maalesef. Bu sanatın en güzel örneklerini İstanbul'da Kariye, Ayasofya ve Büyük Saray Mozaikleri müzesinde görebilirsiniz. Özellikle üstlerinin tekrar kapatılma ihtimalinin olduğunu düşündüğüm Ayasofya mozaiklerinin mutlaka görülmesi gerekiyor.

.........................................................

Kaynaklar;
İstanbul'un Bizans Anıtları       John Freely-Ahmet S. Çakmak
Bizans İmparatorluğu Tarihi     Radi Dikici

***************************

*Bizans yapılarını gezerken sütun başları üzerindeki mühürler dikkatimi çeker. Bana çok gizemli gelen bir konudur. Acaba kimindir o mühür? Yaptıranın mı yoksa yapanın mıdır? O mührü oraya kazırken ne hissediyordu ne düşünüyordu kazıyan?
Ayasofya'yı gezerken sütunlar üzerinde bu değerli mühürleri görmeniz. Bir yazıda da bunlardan bahsetmek iyi bir fikir olabilir.

Ayasofya'dan sütun başlıklarındaki mühürler
Devamını Oku »